Oyun ve Tiyatro Pedagojisi

Drama, Oyun ve TiyatroProf. Dr. H. W. Nickel ile  oyun ve tiyatro pedagojisine ilişkin bir söyleşi.

Okuyacağınız bu söyleşiyi yıllar öce Agon adlı tiyatro dergisi için yapmıştım. Yazı Agon’da yayınlandı. Oyun ve tiyatro pedagojisinin nasıl bir süreçte oluştuğunu kavramak açısından söyleşiyi yeniden yayınlayarak okurlara ulaştırmanın yararlı olacağını düşünüyorum.

Oyun ve Tiyatro Akademisi Derneği’nin temel hedeflerinden biri de oyun ve tiyatro pedagojisi alanın gelişmesini sağlamaktır. Bu bağlamda kendi kültürümüze ve dramatik geleneğimize yaslanmadan bu alanda bir şey yapılamayacağının altını çizmek isterim.  

Bu kısa sunumdan sonra sözü Prof. Dr. Hans Wolfgang Nickel’e bırakalım.

Oyun ve Tiyatro Pedagojisi batıda oldukça gelişmiş bir yapıya sahip. Almanya’da artık oyun ve tiyatro pedagogları hayatın her alanında yer almaya başladılar. Oyun ve tiyatro pedagogları ağırlıklı olarak profesyonel tiyatrolarda da çalışıyorlar. Hamburg’daki Thalya Theater bunlardan biri. Siz Türkiye’de bu konuda atölye çalışmaları yaptınız. Bu atölye çalışmaları Türkiye’de bu alanda bir hareketlilik oluşturdu.

Siz Berlin Güzel Sanatlar Yüksek Okulu’nda  Oyun ve tiyatro pedagojisini kuran ve onu bugünkü gelişmişlik düzeyine taşıyan insanlardan birisiniz. Dolayısıyla enstitünün geçmişini ve kuruluş aşamasını biliyorsunuz. İsterseniz buradan başlayalım. Bize enstitünün kuruluş öyküsünü ve kuruluş aşamasındaki temel eğilimleri anlatır mısınız?   

H. W. Nickel: Başlangıçta Berlin Eğitim Yüksek Okulunda  öğretmenlerin eğitimi söz konusuydu. Ben Eğitim yüksek okuluna 1964 te doçent olarak geldim. O zamanlar öğretmen olmak isteyen öğrenciler sanatla ilgili, konuşma eğitimi ile ilgili ya da dans ve şarkı ile ilgili üç alıştırma yapmak zorundaydılar. Öğrencilerin tiyatro alanında da çalışabilmeleri için ben akademiye alındım. Bunlar almanca, fizik, matematik, müzik öğretmenleriydi ve sanata dair ilgileri doğrultusunda bu alıştırmaları yapmak zorundaydılar. Alıştırmalar öğrencilerin severek tiyatro yaptıklarını gösterdi. Bu öğrenciler bizimle birlikte oldukça fazla alıştırma yaptılar. Ve öğretmen eğitiminin reformu çerçevesinde sanıyorum 1969 da „okul oyunu“ adı altında bir bölüm oluşturuldu. Artık bu bölümde oyun ve tiyatro öğretmenler için ikinci bir bölüm olarak gerçek anlamda okutulmaya başlandı. Ve buradan mezun olanlar „almanca öğretmeni, tiyatro ve oyun eğitmeni“ yada İngilizce öğretmeni, tiyatro ve oyun eğitmeni, yada müzik öğretmeni, oyun ve tiyatro eğitmeni odular, yani artık dans ve şarkı ili ilgili ve herkesin yapması gereken ekstra üç alıştırma söz konusu değildi. Yani bu alan için ayrı bir bölüm oluşmuştu. Bu bölüm çok kısa zamanda başarılı oldu. Başlangıçta üç ya da dört öğrencimiz vardı ama daha sonraları bu bölümün kapanmasına doğru öğrenci sayısı iki yüze ulaşmıştı.

Kadir : Tekrar başa dönerek bölümün oluşumundaki temel düşünceyi irdelemek istiyorum. Neydi çıkış noktası? Ve bölümün şu andaki yapılanmasına bakarak temel düşüncede bir değişiklik olduğunu söyleyebilir miyiz?

H. W. Nickel: Temel düşünce, okulun katı olduğu, kesin çizgili ve çocukları sınırladığıydı. Ben öğrencilerin -6-7 yaş gurubu ya da 6-18 yaş gurubu- kendilerini özgürce ifade edebilecekleri ve geliştirebilecekleri yada kendi düşüncelerini gerçekleştirebilecekleri ayrı bir bölüm tasarlıyordum. Oyun benim için kuralları olan ancak bu kurallar içerisinde özgürlükler sunan bir yapıdır. Tiyatro da aynı yapıya sahiptir. Tiyatro dışarıya yönelik bir ifade, başkasına yönelik bir iletidir ve kuralları vardır. Ya bir yazarın metni, ya da kendimizin oluşturduğu bir metin, ya da bir tema  söz konusudur, aslında bu da bir kuraldır. Ancak metnin nasıl işleneceği, nasıl ifade edileceği, nasıl sahneleneceği konusunda   özgür bir alan söz konusudur. Bunun okula da yansıması, öğrencilerin kendi kendine uğraşıları benim için önemliydi. Yani öğretmen kesinlikle bir yönetmen gibi her şeyi düzenleyen, kukla gibi öğrencileri yönlendiren ve yapılması gerekenleri söyleyen biri değildir. Buna karşılık oyun ve tiyatro pedagogu öğrencilere özgürlükler sunan ve bu özgürlüklerin herkes tarafından paylaşılmasını sağlamaya çalışandır. Başa dönersek temel düşüncede bir değişiklik olmadığını ve temel düşüncenin daha da geliştirildiğini söyleyebilirim. Artık sadece „okul“ söz konusu değil. Bizim için artık gençlerle çalışma, tiyatroya yönelme - bizden mezun olan birçok oyun ve tiyatro pedagogu okulun dışında çalışıyor-, çocuk ve gençlik tiyatrosu söz konusu. Okulu bitiren birçok mezunumuz çocuk ve gençlik tiyatro guruplarında çalışıyorlar. Son gelişme ise; bir çok oyun ve tiyatro pedagogunun profesyonel tiyatrolarda oyun ve tiyatro pedagogu olarak çalışmasıdır. Profesyonel tiyatrolarda oyun ve tiyatro pedagogları seyirci ile sahne arasındaki ilişkiye dair çalışıyorlar. Biçimsel olarak ise şöyle bir değişim oldu: Biz 1980 den itibaren dört yıllık eğitim vermiyoruz, yani bizim öğrencilerimiz arasında 19 - 20 yaşında liseyi yeni bitirmiş ve hemen oyun ve tiyatro pedagojisi eğitimine başlamış öğrenciler yok. Bizim öğrencilerimiz en azından 25 - 50 yaş arasında, bir yüksek okul bitirmiş, meslek deneyimi edinmiş, oyun ve tiyatro pedagojisine ilişkin deneyime sahip ve bütün bunlardan sonra oyun ve tiyatro pedagojisi okumayı seçmiş öğrencilerden oluşuyor. Burada iki farklı yönelim söz konusu; orta öğretimden gelenleri yada eğitim fakültesini bitirmiş olanları - yani öğretmenleri - „meslek eğitimini güçlendirme programına“ ya da iki yıl süren yoğun eğitim programına alabiliyoruz. Ayrıca farklı bölümlerden mezun olanları, psikologlar, sosyal eğitim uzmanları, teologlar ve oyuncuları sadece iki yıl süren „yoğun eğitim programına“ alıyoruz. Bu iki farklı biçimsel değişikliğin dışında temel düşüncede bir değişiklik olmadı. Bu bölümü kurmaya başladığımda yanlızdım, sonradan ikinci bir profesör kadrosu,  bir öğretim elemanı, bir akademik danışman ve bir sekreterle birlikte altı kişilik bir ana kadro oluştu. Ve bu ana kadroya  yaklaşık 10 - 15 tane öğretim görevlisi eklendi. Işte bütün bunlar bölümdeki en son gelişmeler.

Kadir: Siz bu bölümün kurucususunuz, bir çeşit bölümün babasısınız - Wolfgang, artık büyük babası... gülmeler...- bölümdeki eğitimin içeriğinden bahsedebilir misiniz?

H.W. Nickel: Bizim için kılgı çok önemli. Bu yüzden eğitim kural olarak bireyin kendisini uygulama içerisinde bulduğu, kendi kendine devindiği, kendi kendine bir sahne yazdığı, kendi kendine soluduğu, denediği, oynadığı bir süreç olarak başlıyor. İkinci bölüm ise didaktik, yani öğrencilerle, emeklilerle ya da yetişkinlerle oyun yöneticiliğine ilişkin aktiviteler. Üçüncü olarak yaptığını anlama, yani bölüme ilişkin kuramsal yapılanma. Bütün bunlar zaman içinde geliştirildi. Biz kılgı ile işe başladık , bu 10 yıl kadar sürdü ve sonra da bölüme denk düşen kuramsal yapıyı geliştirdik. Artık bölümde doktora çalışmaları ve ilk profesörlük tez çalışması, yani araştırmaya dayanan bir çalışma söz konusu. Bütün bunlar son birkaç yılda gerçekleşti. Didaktik başlangıçtan itibaren paralel geliştirildi. Biz oldukça erken okullara öğrencilerimizle birlikte gittik ve birlikte bir çok deneyimlerimiz oldu. Bu üç önemli ağırlık noktası kişinin kendisinin edinmesi gereken kılgısal, sanatsal deneyimler. Yani aktarabilmek ve anlayabilmek. Bunun yanında oyun biçimleri geliştirildi. Biz tiyatro ile başladık, ben o zamanlar eğitim yüksek okulunda çalışmaya başladığım da ilk biçim amatör tiyatroydu. Biz o zamanlar ilk birkaç yıl boyunca okul ve öğrencilerle ilgisi olmayan avangart, deneysel tiyatro yaptık. Daha sonra şöyle bir eğilim gelişti; eğer bizim öğrencilerimiz öğretmen olacaklarsa, deneysel tiyatronun yeni biçimlerini tanımaya değil çocuklarla oynayabilmeye gereksinimleri var. Ve biz deneysel tiyatrodan „rol oyunlarına“, rol oyunlarından sonra „etkileşim oyunları“ üzerine çalıştık. Etkileşim oyunlarından sonra „devinim“ de ayrı bir alan olarak buna eklendi. Daha sonra ise birlikte oynama ve çocuk tiyatrosu formunda ki tiyatroya yöneldik. Yani bizim öğrencilerimizin çalışacakları alana yöneldik. Ilk on yıl içerisinde oyun ve tiyatro pedagojisinin bütün oyun biçimleri deneysel çalışmalarla denendi, kılgıda geliştirildi ve buna tiyatro formları da  ağırlıklı olarak katıldı . 1980 den itibaren bütün bölümlerin olanaklarını baştan sona denedik, zaten bu olanaklar da bu günkü eğitimi oluşturuyor. Yani bölümlere ilişkin bir dizi temel alıştırmalar ve bunun üzerine oturtulmuş didaktik.

Kadir - Bölüm de her öğrenim diliminin sonunda tatil kursları yapılıyor biraz da bu kursların içeriğine ve işlevine değinebilir misiniz?

H. W. Nickel- Dönem sonunda yapılan tatil kurslarının iki işlevi var; Bizim öğrenim sürecinde çok az zamanımız var. İki saat sonra temayı değiştirmek zorundasınız, çünkü başka bir şey geliyor. Bu yüzden okulun tatil olduğu, okulda hiç bir şeyin yapılmadığı bir zamana yöneldik. Bu zaman dilimi, ne yapmak istiyorsak onu yaptığımız, bir hafta ya da iki haftalık bir süreç. Bu sayede bizim öğrencilerimiz bir hafta boyunca sadece tiyatro ya da rol oyunlarını, ya da bir grup içerisinde etkileşim oyunlarını deneyebiliyorlar. Yani tamamen yapılan çalışmaya yoğunlaşma sözkonusu. Tatil kurslarının ikinci işlevi ise şöyle; bir çok insan oyun ve tiyatro bağlamında kiliselerde, gençlik evlerinde, okullarda çalışıyorlar, ancak bunlar, bu alanı doğru öğrenmemiş olanlar ya da bu alanda yeni harekete geçirici etkiye gereksinim duyanlar. Tatil kurslarında biz üniversiteyi bu alana ilgi duyanlara açıyoruz. Yani sadece bizim öğrencilerimiz değil, dışarıdan gelen ve başvuran katılımcılar bir hafta ya da iki hafta boyunca atölye çalışmalarına katılıyorlar. O halde birinci neden; bu sayede bizim bir ya da iki hafta boyunca belirli bir temaya ilişkin yoğunlaşmamız. İkinci neden;  bu sayede enstitüyü dışarıya açabilmek ve bu alanda çalışan insanlara ivme kazandırmak, bu alanda enstitü dışında olanları etkilemek.

Biz aynı zamanda tatil kurslarını bir sempozyumla birleştirdik. Çoğunlukla bu tatil kurslarının ortasında Cumartesi ve Pazar günleri, iki günlük kuramsal çalışmalar organize ediliyor. Bu kuramsal çalışmalarda bir çok akıllı insanla yaptıklarımız üzerine düşünüyor ve çeşitli konular üzerinde tartışıyoruz. Bu etkinlik, aynı zamanda Almanya içerisinde ve dışında, bir birine yakın biçimlerde çalışan insanların ilişki kurmasına yönelik de bir denemedir. Biz Almanya dışında da oldukça fazla ilişkiye sahibiz ve sık sık Almanya dışında da çeşitli çalışmalar yaptık. Yurtdışında yaşayan ve kendisinden bir şeyler öğrenebileceğimiz insanları davet ettik. Ingilizler, Hollandalılar, Norveçliler, İsviçreliler kendilerinden bir şeyler kazandığımız ve uzun yıllardan beri ilişki içerisinde olduğumuz insanlar.

Kadir : Oyun ve tiyatro pedagojisinin kökenine ilişkin neler söyleyebilir siniz? Tiyatro tarihi içerisinde nereye oturtuyorsunuz? Okulda sahnelediğiniz 15 yüzyıldan kalma Endinger Judenspiel, Comenius gibi oyunların bu bölümle nasıl bir ilişkisi vardı?

H. W. Nickel- Genel olarak oyun ve tiyatro pedagojisinin henüz bir tarihsel belleğe sahip olmadığını söylemek zorundayım. Oyun ve tiyatro pedagojisi günümüzde yaşayan bir olgu. Ben bunu  derinlikli bulmuyorum. Bir bölüm için, bölümün tarihinin de önemli olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden geçmişe bakarak böylesi bir olgunun ya da bu olguya  yakınlığı olan bir yapının varlığını araştırdım. Burada ilginç bir durum söz konusu; oyun pedagojisi ya da tiyatro, okulda ve üniversitede hümanistlerle birlikte, bütün bir on altıncı ve on yedinci yüzyıl boyunca bir ana bölüm olarak var, daha sonra ise okuldan bu yapılanma sökülüp atılmış. 18 ve 19 yüz yıl da ise çok cılız temsil edilmiş, taaki 20. yüzyılda yenilik hareketleri ortaya çıkıncaya kadar. Bu çocukların ve gençlerin tiyatroda yer alışlarına denk düşüyor. Bütün ortaçağ tiyatrosu 18. yüz yıla kadar çocukları tiyatronun içine çekiyor, bütün bir halk pazar yerlerinde ve tiyatro mekanlarında birlikte seyrediyor, 19. yüz yılın başında itibaren çocuklar tiyatrodan uzaklaştırılıyor. Ifland, 6 yaşından küçük çocukların Berlin Kırallık Tiyatrosu’na girmesini yasaklıyor. Böylece tiyatro çocuklardan tamamen soyutlanıyor ve yetişkinler tiyatrosuna dönüşüyor. Buna karşılık çocuk tiyatrosu gerçekte 20. yüz yılda ortaya çıkıyor. Ve 16. ve 17. yüz yılda kılgıda etkin olanlar profesyönellerden önce amatörlerdi. O zamanlar oldukça az profesyonel oyuncu vardı. Daha çok zanaatçılar  oynuyordu, öğrenciler öğretmenleriyle ve profesörler öğrencileriyle oynuyordu. Bu benim için bir hatırlama tahtası, bir çeşit bize ilişkin önceldir. Bu yüzden üniversitede 6-7 yıl boyunca peş peşe eski okul tiyatrosunun oyunlarını oynadık. Comenius’la  başladık, ki bu oyun gerçekten eğitimde öğrenim gereci olarak kullanılmıştır. Daha sonra 16. ve 17. yüz yıldan bir dizi oyun oynadık.

Daha da eskiye gitmek mümkün. Antik Yunan da oyun ve tiyatro eğitime girmişti. Antik Yunan da vatandaşlar bir biçimde tragedya ve onun temsiliyle ile ilgiliydiler. Yani burada  uzun geleneksel, ancak kesintiye uğramış bir tarih sözkonusu. Örneğin, Prusya Kırallığı okulda tiyatro yapmayı anlamsız bir uğraş olarak değrelendiriyor ve yasaklıyor. Barok dönemde insanlar sosyal davranış kurallarını komediler oynayarak öğreniyorlar. Bunlar kompliment komedyası olarak biliniyor. Bu komedilerde insanın kamuoyu önünde nasıl davranmak zorunda olduğu söz konusuydu. Bunun için uzun ve kısa tiyatro oyunları vardı ve bunlar alıştırma olarak kullanılıyordu; bir papaza karşı nasıl davranılır, bir görevliye karşı nasıl davranılır ya da iki eşit durumdaki insan birbirleriyle nasıl sohbet ederler. Bu oyunlarda karmaşık bir konuşma ve hareket formu vardı. Ve bu formlar tiyatro sayesinde öğreniliyordu. Söylenenleri bir toparlarsam; oyun ve tiyatro pedagojisinde ve oyun pedagojisinde genel olarak oldukça cılız bir tarihsel bilinç bulduğumu söyleyebilirim. Bir çok insan sanki her şey kendileriyle başlıyormuş gibi davranıyorlar. Bu kesinlikle doğru değil.

Agon: Evet doğru. Ben bunu çok önemsiyorum. Bu yüzden özellikle bu konuya değinmenizi istemiştim.

H. W. Nickel- Evet bu Türkiye’de de böyle, bir çok halk tiyatrosu formunun, eğer dikkatli bakılırsa öğretim formu ve alıştırma formu olduğu ve çocukların bu formları öğrenerek yetiştikleri görülür. Oyun ve tiyatrosuz yetişkin olmanın mümkünsüz olduğunu düşünüyorum.

Kadir - Oyun ve tiyatro pedagojisini nasıl tanımlar sınız? Ve oyun ve tiyatro pedagogunun kılgıda işlevi nedir?

H.W. Nickel- Kadir bu zor bir soru. Oyun ve tiyatro yapmanın çocuk ruhunun derinliğinden gelen bir yaşamsal güç ile ilgili olduğunu söyleyebilirim. ( Wolfgang’ın bu tanımlaması, Max Reinhanrdt’ın tiyatro yapmayı tanımlamasıyla örtüşüyor. Reinhardt, tiyatro yapmayı insanın çocukluğunu gizlice çantasına koymasıyla ve yaşamın sonuna kadar da onu oradan çıkarmamasıyla anlatıyor. Ç.N.) Rol oyununu  kendiliğinden keşfetmeyen çocuk yoktur. Bunu birilerinin öğretmesine de gerek yoktur. Tiyatro formunu kendiliğinden keşfetmeyen çocuk yoktur; bak anne ben ne yapıyorum, sergilemek. Toplumda, en azından Alman toplumunda buna karşı bir eğilim vardır. Hep çocuklara bu saçmalıkları bırak, tiyatro yapma, akıllı bir şey yap derler. Bu yüzden bir çok çocuk ve genç oyun yoluyla kendilerini ifade etme yeteneğini kaybeder. Işte oyun ve tiyatro pedagojisi  kaybolanı yeniden oluşturandır. O halde oyun ve tiyatro pedagojisi, temelde var olanı bir çeşit  yeniden sağaltmadır. Buna sanat formları geliştirmek ve daha yoğunlaştırmak  da eklenir. Bütün bunları oyun ve tiyatro pedegogu yapabilmelidir. O kesinlikle oyuncuya baskı yapmamalı ve oyuncuya kendisini geliştirmesi için yardım etmeli. O kesinlikle bilinen profesyonel rejisörler gibi tiyatro yapmamalı, tiyatroyu gurubun dinamiğinden geliştirmelidir. Sonuç olarak, oyun ve tiyatro özgür alan yaratmak ve bu alanı biçimlemektir. Yani bir çeşit yaşam okulu, yaşam sanatıdır.

Bu söyleşi için size teşekkür ediyoruz.

Söyleşi ve çeviri: Kadir Çevik


* Prof. Dr. Hans  Wolfgang Nickel Almanya’da oyun ve tiyatro pedagojisini kuran ve geliştiren akademisyendir. Almanya da oyun ve tiyatro pedagojisi eğitimi sırasında kendisinden çok yararlandığım bir tiyatro adamıdır. Aynı zamanda benim doktora çalışmamı Prof. Dr. Dagmar Dörger ile birlikte denetleyen akademisyendir.

лобановский александр женаотправка бесплатных смс на мегафонбесплатные сообщения