“Kız Çocuğu” Oyunu Üzerine Bir Eleştiri/ Tamer Yılmaz

Çocuk Oyunu“Kız Çocuğu” Oyunu Üzerine Bir Eleştiri


Yazar    
Stefan Reisner  
Yönetmen       
Sevda Tunçbilek Çevik

Tamer Yılmaz

Ülkemizde kör topal giden şeylerin başında gelir çocuk tiyatrosu. Tiyatro sanatına oyuncu, yönetmen ya da yazar olarak başlamak isteyen hevesli kişiler için çocuk tiyatrosu, gözlerini açacak bir nevi egzersiz olarak görülür. Ne de olsa, seyircinin çocuk olması, onları yaptıkları işin mahiyetine dair, bir yetişkinin getirebileceği her türlü eleştiriden koruyacaktır. Çocuk tiyatrosunu basamak olarak görmek, salt ticari amaçla oyun üreten özel tiyatroların düştüğü yanılgılardan biridir; ancak bu yanlışı Devlet Tiyatroları dahi, yıllardır devam ettirmektedir. Hal böyleyken özel tiyatroların çocuk oyunlarına bakışı ister istemez bir faciayı çağırmaktadır. Neredeyse hiçbir denetimden geçmeyen, okul okul, bölge bölge dolaşan özensizce, bir kaç günde üretilen “çocuk oyunları”, geleceğin sanatçılarını ve sanatseverlerini adeta zehirlemekte,  tiyatro sahipleri, masum çocuklar üzerinden inanılmaz kazançlar elde etmektedir.
Devlet okullarında yapılan yazılı olan/olmayan anlaşma gereği, oyunun özeti, çocuklara, bir palyaço ya da oyunda rol alanlardan biri aracılığıyla sınıf sınıf gezerek sunulur. Satılan biletin yarısı -bilet ücreti ortalama İki T.L.’dir - “okul aile birliği”ne kalacak şekilde bir fatura/tutanak hazırlanır. Milli Eğitim Bakanlığı oyunun metnini, sayfa başı ücreti alarak tasdik edip onayladığından, okul yöneticileri ne oyunun metnini merak eder açar bakar ne kostümünü ne de ışığını sorar. Çocukların eğlenmesinden, rahatlamasından çok “okul aile birliği”ne aktarılacak para önemlidir. Bu yüzden de okula tiyatro için gelen grupların daha önce ne işler yaptıkları, oyunun, hedef kitlesine ne kazandıracağı, müzikleri veya oyuncuların yeterlilikleri asla sorgulanmaz. Yukarıda saydığımız sebepler ve benzer meselelerden dolayı çocuk tiyatrosu son derece öğretici, oyunculuğa, yazarlığa ve yönetmenliğe henüz başlamış  amatör kişilerin ellerine bırakılmış, diğer sahne etmenlerinin (Kostüm, Makyaj, Dekor, Aksesuar, Işık, Efekt) neredeyse kullanılmadığı bir halde yoluna devam etmekte; estetik algısı, eleştirel yargıları gelişmemiş çocuklar, oyun sonunda oyuncuların, velilerin ya da öğretmenlerin sorduğu “Oyunu beğendiniz mi?” sorusuna hep bir ağızdan istisnasız “Eveeet” cevabını vermektedirler.

Bu eleştiri yazısı, uzun zamandır bu meseleye ilişkin bir şeyler yazma isteğimizi tetiklediği ve eleştirisini yazacağımız oyun, ortalama bir “özel çocuk tiyatrosu” niteliklerinin hemen hepsinin tersine hareket ettiğinden ve model bir oyun gözüyle bakılabildiği için kaleme alınmıştır.

“Oyun kız ve erkek çocuklara biçilen toplumsal rolleri tartışmaya açarak, çocukların toplumsallaşma süreçlerinde özellikle kız çocuklarına biçilen kalıpları tartışmaya açmayı hedefliyor. Bu açıdan oyun, kız çocuklarını daha çok kendine güvenmeye, toplumsal hayatta daha çok yer almaya sevk etmeyi hedefliyor. Bu konunun bizim toplumumuz açısından önemli olduğunu dikkate alarak bu oyun tercih edildi. “

Oyunu bu şekilde özetlemiş Çankaya Belediyesi Şehir Tiyatrosu. Sıra dışı bir oyun izleyeceğimiz ilan edilen konudan da belli oluyor. Karakterler oyunda çizilmiş kişilerin tamamı, bir kaç boyut ile okunabilmekte ve izlenebilmektedir. Bu katmanlı yapıda iyi işlenmiş karakterler, çok farklı yaşlardaki seyirciye  hitap ederek alışılmışın dışında bir seyir keyfi sunmaktadır. Oyun kişilerinin tamamı yarı grotesk yarı karakter yapıda olup, hedeflediği kitle tarafından anlaşılır bir şekilde çizilmiş/sahnelenmiştir. Seyircisine sempatik gelen karakterlerin ilgi çekici, insancıl ya da çocukların cana yakın bulacağı tarafları öne çıkarılmış, uyarlama isimlerle de  özdeşlik pekiştirilmiş (Sevda, Ayça, Hakan, Burcu)  bir şekilde göze çarpmaktadır.

Oyunun tüm kişileri hem çocuksu masumluklarıyla anti-kahraman, hem de norm dışı davrananı topluma kazandırmalarıyla kahraman vizyonu göstermektedirler. Çocuk oyunlarının genelinde salt kötülük yapmak amacıyla hayat verilmiş, nedensellikten yoksun, kötü karakterler yerine, erkek çocukların rahatlıkla özdeşlik kuracağı Hakan, sebepleri akla mantığa uygun olumsuz eylemlerle diğer karakterlerle arası bozulan oyun kişisi olarak izlenmektedir. Bu durum çocukların somut-soyut kavramları rahat algılamaları, olayları analiz etmeleri ve empati kurma becerilerinin gelişmesi için güzel bir anlatım yöntemi olarak seyirciye sunulmaktadır.

Dramatik çatışmanın odağına da, kurdukları kulübe yeni katılan Burcu ile füze yapıp Ay’a gitmek isteyen kız çocuklarının başlarına gelenler koyulmuştur. Oyunun finalinde, çocuk tiyatrosunun vazgeçilmezi olan “topluma kazandırma” motifi uyarınca, yaptığı “kötü” davranışlara rağmen “iyilerden” kabul gören oyun kişisinin dostluk kavramını  zor da olsa elde ettiği vurgulanmış, yapılan olumsuzluklar belirgin bir şekilde ortaya konulmuş, Hakan karakterinin davranışlarına ayna tutulmuş ve bu davranışların sonunda diğer karakterlerin ne hissettiği açık bir şekilde anlatılmıştır.

6-12 yaş aralığındaki çocukların gelişim evrelerine göz atıldığında, bu aşamadan geçen çocukların, içinde yaşadıkları evreni anlamlandırma çabası içinde soru sormaya yöneldiğini görülür. Basın terminolojisinde “5N1K” kısaltmasıyla tanınan “Kim”, “Ne”, “Neden”, “Nasıl” -ve hepsinden önemlisi- “Neden” sualleri; çocuğu, gündelik yaşantısındaki hemen her dakika meşgul etmektedir. Çocuk, onun için sıra dışı bir durum olan “tiyatroda bulunma” halinde, ilgisini sahnede odaklama mecburiyeti ile soru sormaya daha da açık hale gelecek; oyunda gördüğü her olay hakkında, kendine bitmek bilmez sualler soracaktır. Merakının karşılığını oyunda bulmasının en basit sonucu ise, seyircinin dikkatinin dağılmadan ve tiyatrodan alacağı keyfin katlanarak artması sonucu yerinden kalkmadan ve “çıt çıkarmadan” oyunu izlemesi olarak görülebilir.

Bu yönden ele aldığımızda, seyirciyle inter-aktif bağlamda köprü kurmaya çalışan oyuncuların,(Sevda ve Hakan) oyunun metnine ve rejisine aykırı davranarak seyirciye soru sormaları ve sonrasında yaşanan kaotik ortam bu oyunun kendisine çelme taktığı yerlerden  biri olarak gösterilebilir. Oyun inter-aktif devam etmiyorsa, seyirciden istenen bir cevap tüm oyunun yapısını değiştirebilir, seyircinin hemen her sahnede sahneye laf atmasıyla son bulabilir.( ki bu yapıdaki oyunlar hep didaktizm tuzağındadır ve seyircisinden olumsuzlama ile “haaaayır” cevabı beklemektedir, eleştirisini yaptığımız bu oyunun metni ve sahnelenişinde bu söz konusu bile değildir.)


Oyunun Hedef Kitlesi

Ünlü tiyatro kuramcısı Goldberg.: “Oyunun gerektirdiği ve seyircinin oyunu anlaması için gerekli karmaşık öyküyü, büyük lafları ve hayattan benzerleri alınan çatışmaları, izleyen seyircinin anlayacağı dile çevirmek yönetmenin işidir; görsel ya da sembolik bir dil kullanabilir.  Bu yazarın kaygısı olmamalıdır” demiştir.  

Oyunun dekoru geçtiği zaman ve oyuncuların kostümü de bir anlatım yöntemi olarak karşımıza çıkar, seyirci yaşı kaç olursa olsun türlü göstergeleri değerlendirir, bu açıdan oyuna baktığımızda ise geniş bir hedef kitlesine yönelik bir oyun sahneleyen Sevda Çevik’in bu konuda da son derece başarılı olduğunu görebiliriz. Hikayenin kanavası belli, herkesin anlayabileceği sadelikte olduktan ve bu biçemle işlendikten sonra, farklı yaşlarda olan çocuklar farklı anlam birimlerle ilgilenecek kimi, müziklere, kimi rengarenk karakterlere kimi de ay macerasına kapılıp gidecek ancak oyunun asal çatışmasından anlam olarak kopmayacaktır.

Bir oyun çocuğun beğeneceği bir eğlence düzeyini içeriyorsa çocuk, anlamadığı şeyleri kolayca göz ardı eder.  Çocuk her şeyi anlamak zorunda değildir. Yeter ki anlamadıkları tüm oyunu anlamamasına ya da ondan zevk almamasına yol açmasın.  Çocuk oyunda eğleniyor, seyrettiğinden haz duyuyorsa zaten anlamadığını anlamayacaktır.” Amerikan yapımı animasyonları izleyen her çocuk şüphesiz metnin/filmin tüm inceliklerine vakıf olamayabilir ama asal çatışmayı da asla kaybetmeden türlü anlatımlara dikkat eder. Günümüz çocuk tiyatrosu indirgemeci değil farklı zeka ve yaş gruplarına farklı yaşantılar sağlayacak özellikte olmalı, sahnenin bir eğitim yeri olarak değil de eğlenceyle beraber estetik olan, doğru olan, ahlaklı olan ve güzel olana yakın durmayı sağlayan kurumlar olduğu pekiştirilmelidir.

Sonuç olarak, “Kız Çocuğu” adlı oyuna genel bir biçimde baktığımızda: bir çok niteliksiz çocuk oyunu örneği önümüzdeyken, yıllardır bilinçsizce yapılan çocuk tiyatrolarının bir çoğunun tema olarak almaya cesaret edemediği meseleleri eğlenceli bir kanaldan doğru şekilde aktaran, yazının başında bahsedilen söylemlerin çok ötesinde bir oyun yapısı karşımıza çıkmaktadır. Herkes için ufuk açacak farklı konusuyla, iyi incelenmiş ve işlenmiş karakterleri sayesinde her çocuğun rahatlıkla özdeşlik kurabildiği, geniş hedef kitlesine hitap eden katmanlı yapısı, öğüt vermeyen, didaktizm tuzağına düşmeyen anlatımı, metnin söze dayalı olduğu halde sıkıcı olamayan rejisi ile yükselen, macerayı güçlendiren ışık tasarımı, sade kostümleri, yalın ve sıra dışı müzikleriyle hoş bir çocuk oyunu görmek bizleri ve izleyicilerini  ziyadesiyle mutlu etmektedir.
Tüm Ankara’lı çocukların izlemesini tavsiye ederim.


смс рассылка через интернетсмартфон в металлическом корпусе купитькак подобрать цвет входной двери