Akıl Akıl Gel Hukuka Takıl [Telif Tartışmaları]

Akıl Akıl Gel Hukuka Takıl [Telif Tartışmaları]
Bilal Akar

Tiyatroda Brechtyen tavra dair:

“… etiyle, kanıyla somut işçileri doğal düşmanlarıyla, yani polisle, gerçek bir çatışmada görünce, kendi kendime hangi yanda olduğumu sormam gerekmiyordu.”

Katalonya’ya Selam-George Orwell

Son bir haftada hararetlenen amatör tiyatrolarda telif tartışmasında, odağın giderek kanunların ve bu konudaki hukukun nasıl yorumlanması gerektiğine dönme riski baş gösterdi. Konunun hukuki boyutunun irdelenmesi, bu konudaki içtihatlara bakılması elbette gerekli ve önemli. Ancak bu tartışmalar yapılırken kaçırılmaması gereken bir nokta var. Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları(BÜO)’nın bu telif mevzuna karşı çıkışı sadece “hukuk bizden yana” algısından değil bununla beraber hatta bundan daha üstün olarak “amatör tiyatroların telif ödemek zorunda bırakılması politik ve teatral etik açısından yanlış olduğu” görüşüne dayanmaktadır. Bir süredir, Shurkamp Verlag-ONK Ajans ikilisinin argümanlarını ulusal ve uluslararası hukuki boyutta incelerken “amatör tiyatrocu” dan “amatör hukukçu” ya doğru evrilmeye başladık. Neyse ki önümüzdeki dönemde İstanbul Barosu ile bu yazdığım “amatör hukukçu” kavramı yüzünden telif tartışmasına girecek olursak belli bir alt yapımız oluşmuş durumda.

Shurkamp Verlag ve ONK Ajans hangi koşullarda olursa olsun bilet satıldığı anda işin “kar amacı gütmeye” dönüştüğü konusunda hem fikirler. ONK Ajansın yaptığı açıklamalarda[1][2] kendisini emir kulu olarak gösterip, “sadece hukukun gereklerini yerine getirmeye çalışan ve telif meselesi ülkemizde pek bilinmediğinden zor durumda kalan bir ajans” kimliği sunmakta. Kimse kusura bakmasın, BÜO ile yaptığı telefon görüşmelerindeki üsluplarının açığa çıkarılamayacağına güvenseler de, Milgram Deneyi’nin kabul gördüğü bir dünyada kimin hangi konumda olduğu aşikardır. ONK Ajans şöyle bir açıklama yapmış:

Suhrkamp Verlag’ın direktifi doğrultusunda, ONK Ajans’ın Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları’ndan talep ettiği telif ücreti, tek temsil için Euro 150,- karşılığı TL bedelidir. ONK Ajans bu telif bedeli haricinde tiyatrodan hiçbir hizmet bedeli de talep etmemiştir.

Oysa ki BÜ Rektörlüğü’nün ödediği meblağ 700 TL’dir. Euro birden 4.7 TL ‘ye eşit oldu da benim mi haberim yok?

BÜ Rektörlüğü’nden telif ödemesi alan ONK Ajansın yayınladığı “amatör tiyatrolar için izin talebi örneği”[3] ne bakacak olursak şöyle bir ibare söz konusu:

Örnektir:

Taşıdığımız yetkiye dayanarak, yukarıda tanıtımı yapılan oyunun, seyircinin hiçbir bedel ödemeden gireceği temsiller için geçerli olmak koşuluyla, 6 (altı) ay süreyle tiyatronuzda sahnelenmesine izin verilmiştir.

Tanınan bu süre içinde, aynı oyunun seyircinin bedel ödeyerek gireceği temsiller vermek koşuluyla sözleşme yapmak üzere Ajansımıza başvuran ikinci bir tiyatro olursa, tiyatronuz %6 yapıt hakkı ödemeyi zorunlu kılan bir sözleşme yapmakla ya da yazılı bir uyarımız üzerine, oyunun hemen sahneden kaldırmasıyla yükümlüdür.

Buyurun buradan yakın… Ajans lütfedip amatör bir tiyatro olduğumuz için oyunu oynamamız için altı aylığına izin verecek, sonra yaptığımız bütün dramaturji çalışmaları, arka plan araştırmaları, makale çevirileri, sahneleme denemeleri, oyunculuk çalışmaları, müzikal üretimler, dekor, kostüm, ışık tasarım ve uygulamaları sırf profesyonel bir tiyatro oyunu oynamak üzere telif ödedi diye çöpe atılacak. Durumu kavramsallaştıracak olursak amatör bir tiyatro olarak emeğimizin parasal karşılığı olmadığı için yani “metalaştırılmadığı” için bir değeri olmayacak. Ajansların nemalanacağı artı değer üretilmediği için amatör tiyatrolar başını öne eğip kaderine razı olacak. Bu görüş asla şaşırtıcı değil; Marks ve Engels’in “Komünist Manifesto” da belirttiği ve Marshall Berman’ın modernizm üzerine yazığı kitabını adlandırmakta kullandığı “katı olan her şey buharlaşıyor” mantığı çerçevesinde kapitalizm her alanda kendi işleyişini hakim kılmaya çalışıyor. Neoliberal dönemde tekrar ivmelenen bu hareket, metalaştıramadığı, dönüştüremediği alanları kendi varlığına bir alternatif dolayısıyla bir tehdit olarak görüyor. Sistemik gerekliliklerden doğmuş Shurkamp Verlag, ONK Ajans gibi kurumlar da bu politikanın uygulayıcısı konumunda yer alıyorlar.

Konuyla ilgili yazılarda vurgulanan üniversite tiyatrosu-amatör tiyatro ayrımı da bir başka tartışma noktası. Üniversite tiyatroları, amatör tiyatroların bir parçasıdır. Tartışmayı üniversite tiyatrolarına indirgemek büyük resimden gözleri kaçırmaktır. Tartışma BÜO-ONK Ajans arasındaki Brecht tartışmasıyla sınırlı değildir, olmamalıdır. Mevzu daha sistemik bir dönüşümün işaretçisidir. Kapitalist işleyişin amacı: ya amatör tiyatroları yok etmek ya da kendisinin sömürebileceği, metalaştırabileceği ve yine amatör tiyatronun tasfiyesi demek olan “telif ödenmesi zorunludur”, “bilet satışı=kar gütme amacı” gibi söylemlerle piyasacı sisteme entegre etmektir. Çünkü bu meta fetişizmi altında “amatör tiyatroların” varlığı hem piyasa ilişkilerine alternatif bir yapı olduğu için kafa karıştırıcı, muğlak bir alan hem de sistemik işleyişe bir tehdittir.

Bu konuya karşı çıkış noktalarımıza dönecek olursak, konuyu berraklaştırmak için bir kaç örnek vermenin gerekli olduğunu düşünüyorum. Bu günlerde Kafka’nın Dava’sından daha beter bir hal alan Pınar Selek davasına, yüzlerce arkadaşımızı hapse gönderen “tutuklu öğrenciler” davasına, polisin biber gazı kullanımı sonucunda ölen Çayan Biber ve Metin Lokumcu davalarına, 1980 döneminin faşist uygulamalarına dair karşı çıkışların, mücadelelerin temeli “hukuksuz” olmaları değildir. Kimi zaman bu uygulamaların birebir hukukla örtüşmesi onları haklı da göstermez. Modern-kapitalist-ulus devletlerin yarattığı hukuk, kendilerini ortaya çıkaran öncüllerden ayrıksı değildir. “Hukuki mücadele” mücadelenin bir parçasıdır asla mücadelenin bütünü değildir, olmamalıdır! Mücadeleyi bu alana sıkıştırma devletle halaya kalkmaktır ki devletle halaya kalkanın omzu çıkar.

Tartışmanın tiyatro ve Brecht alanına bakacak olursak, bir düşünelim;

Brehct’in görüşlerini savunduğu Karl Marks “genel grevden ve işçi sınıfının ayaklanmasından bahsederken”, Walter Benjamin, “Şiddetin Eleştirisi Üzerine” makalesinde direnenleri hayatın her alanını olağandışılaştırmaya, iktidardan önce davranıp, kendi elleriyle olağanüstü haller yaratmaya[4] çağırırken devletlerin var olan hukukunu nasıl yorumlamışlardır? Benjamin aynı makalede “hukuk” kavramının nasıl devletin çıkarına oluşturulduğundan da dem vurur.

Brecht’in oyunlarına gelecek olursak;

Arturo Ui’nin engellenebilir yükselişi de hukuk çerçevesinde olmamış mıydı? Brecht, “Kuraldışı ve Kural”ı, “Evet Diyen, Hayır Diyen” i yazarken hukukla ilgili ne düşünüyordu? “Kafkas Tebeşir Dairesi” nde özel mülkiyet-emek karşıtlığını işlerken günün birinde bu oyununun amatör bir tiyatroda oynanırken, bir başka tiyatroca telif ödendiği için “amatör emeğin” hiçe sayılabileceğini öngörmüş müydü? Bir sene boyunca üzerine çalıştığımız “Sezuan’ın İyi İnsanı” oyununda yaptığımız kapitalizm eleştirisi üzerine boşuna mı kafa yorduk?

Bu konu tartışılırken Shurkamp Verlag-ONK Ajans ikilisinden yukarıda bahsettiğim gibi bir yaklaşım zaten beklemiyorum. Konuyla ilgili yazan, çizen görüş bildiren tiyatrocuların konuyu sadece hukuki çerçeveye indirgemesini doğru bulmuyorum. Bu yaklaşım tartışmaya donuk gözlerle bakmaktır. Bu algıyla gözlerinizin feri sönmeden başınızı yukarıya, gökyüzüne kaldırmayı, fecrin kaynağından payınıza düşen damlaları kendinize zerk etmenizi öneriyorum. Başınızı öne eğmeye devam edecekseniz de dikkat edin, sous les pavés, la plage ! yani “kaldırım taşlarının altında -hala- kumsal var.”

Son olarak Dario Fo’nun o güzel oyununu hep birlikte anımsayalım:

“Ödenmeyecek Ödemiyoruz” seo googleлидов.рф разводнаписать на мтс бесплатно